“Sanat mı yoksa spor mu?” derken, dans da artık olimpiyat sporları arasında yerini aldı. Peki,
dansın bir spor olarak kabul edilmesi neden gecikti? Sporda performans skora bağlıdır ve skoru
puanlamak kolaydır. Dansta ise performans; hareketin mükemmelliğine, estetiğe, duygusal ifadeye
ve yaratıcılığa bağlıdır. Bu unsurları puanlamak oldukça güçtür ve hareketlerin ince analizini
gerektirir. Gelecekte, hareket analizi yapan hassas sensörlü giysiler ile puanlama sistemleri daha
objektif hale gelebilse de yaratıcılığı ve duygusal ifadeyi puanlamak her zaman kolay olmayacaktır.
Ayrıca dans camiasının bir bölümü, spordaki yarışma ruhunun dansın sanatsal yönünü
zedeleyeceğini düşünse de dans artık bir spor olarak olimpiyat sahalarında yerini almaya başladı.
Spordaki rekabet, yani “yarışma”, izleyicinin zihninde “beklenti ve ödül” modeliyle heyecan yaratır.
Ayrıca bu rekabet; TV yayınları, bahisler, lig sistemleri ve sponsorluklar gibi büyük gelir
modellerine çok daha uygun bir yapıya sahiptir. Bu nedenle spor, dansla kıyaslanamayacak düzeyde
devasa bir endüstri ve ekonomiye sahiptir.
Sporcular, skor hedefli olmalarından dolayı dansçılara kıyasla daha fazla güç ve hıza sahip
olsalar da dansçılar çocukluktan itibaren aldıkları eğitimlerle sporculardan daha iyi esneklik, denge,
koordinasyon, nöromusküler kontrol, propriosepsiyon, çoklu duyusal entegrasyon, sıçrama ve iniş
tekniklerine sahiptir. Buna bağlı olarak sporculara kıyasla daha az yaralanma riski taşırlar.
Dansçıların daha az yaralanmasının tek sebebi koreografi değildir; ancak koreografi planlı hareket
demektir ve çarpışmaları önleyerek yaralanma riskini azaltır. Öte yandan hem sporda hem de dansta
yaralanmaların çoğu temassız, yani bir çarpışma olmadan meydana gelir. Bu konuda konservatif ve
ameliyat gerektiren dansçı yaralanmaları ile ilgili yazılarımız; Journal of Sports Science (2018),
Medical Problems of Performing Artists (2017) ve International Journal of Occupational Medicine
and Environmental Health (2019) gibi uluslararası dergilerde yayımlanmıştır. Literatürde
profesyonel sporcu yaralanmaları ve tedavileri ile ilgili yüzlerce bilimsel makale mevcutken,
dansçıların yaralanmaları ve tedavi prosedürleri ile ilgili çalışmalar sporculara kıyasla oldukça
azdır. Hatta Journal of Sports Science (2018)’deki makalemin, literatürde cerrahi olarak tedavi
edilen ilk dansçı hasta grubunu konu aldığını söyleyebilirim. Dünya literatüründe dansçı
yaralanmalarıyla ilgili yazıların az olmasının sebebi, dansçıların sporculardan daha az yaralanıyor
olmasından ziyade; dansçıların düzenli bir merkezde tedavi olamamalarından kaynaklanan bilimsel
çalışma yapma zorluğudur. Dans ekonomisi, spor ekonomisi kadar güçlü değildir. Birçok spor
kulübü sporcuların sağlık problemlerini rahatlıkla finanse edebilirken, dans sektöründeki birçok
grup bu konuda sıkıntı yaşamaktadır.
Dansçı yaralanmaları spor yaralanmalarına benzese de dansçı vücudunun sporcu vücudundan
farkları vardır. Sporcu vücudu genellikle güç ve hız odaklı, dansçı vücudu ise esneklik ve denge
odaklı çalıştırılır. Bu farklılıklar tedavide farklı yaklaşımlar gerektirir. Maalesef dansçılar,
yaralanmalarının anlaşılması konusunda bile zorluk çekmektedir. Bana başvuran dansçı hastaların
çoğu, daha önce birkaç ortopediste başvurmuş ancak teşhis ya da tedavide sonuç alamamış
kişilerden oluşmaktadır. Bu da dansçı yaralanmalarının henüz tam olarak anlaşılamadığının bir
göstergesidir. Bu nedenle, dansçı ve sporcular arasındaki farkları bilimsel olarak ortaya koymayı
amaçlayarak arkadaşlarımla birlikte çalışmaya koyuldum. Sonuç olarak profesyonel futbolcular (1.
Lig) ve profesyonel dansçıların vücutlarını karşılaştıran beş adet bilimsel çalışmamız, 2021 yılında
“Uluslararası Olimpiyat Sporları Sakatlık ve Yaralanmaları Önleme Konferansı”nda kabul edildi ve
British Journal of Sports Medicine (2021) dergisinde yayımlandı. Bu iki grubu, hamstring kas
esneklikleri açısından iki uç örnek oldukları için seçmiştim. Dansçılar, hamstring dahil tüm kas
grubu esneklikleri en iyi olan gruplardan biridir; futbolcular ise hamstring kas-tendon sıkılıkları ile
bilinirler ve bu bölgede sık yaralanma yaşarlar.
Hamstring esnekliği, yan planda görülen omurga eğriliklerini azaltarak daha dik ve dengeli bir
postür sağlanmasına yardımcı olur. Dansçılar, futbolculara göre daha dik ve dengeli bir postüre
sahiptir. Bu durum, düşmeleri ve yaralanmaları azaltıcı bir etki yaratır. İnsan postürünün iki ayak
üzerine geçişi ve dikleşmesi milyonlarca yıl sürse de teknolojik gelişmeler (cep telefonu, laptop,
bilgisayar, tablet kullanımı) ile birlikte postürümüz son 40 yılda hızla öne eğilerek bozulmaya
başladı. Öne eğilmiş esnek olmayan bir postür; bozuk denge ve sık düşme demektir. Dansçıların
rutinlerindeki esneklik ve denge egzersizleri, sporcuların antrenmanlarına dahil edilerek
yaralanmaların azaltılması hedeflenebilir. Sonuçta yaralanmaları önlemek, her zaman tedavi
etmekten daha az zaman ve maliyet gerektirir. Yaş aldıkça yıpranan vücudumuz ileri yaşlarda ciddi
bir travma (düşme, çarpma vs) olmaksızın çok kolay yaralanıyor ve daha az yaralanma konusunda
dansçılardan öğrenmemiz gereken çok şey var diyebilirim. O nedenle dans hayatımızın her
döneminde olmalıdır